• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.twitter.com/@EtkinYayinevi
    • Yeni Kitap... DARA DURMAK
    • Bu kitap, iki Alevi ailenin “Yol Kardeşi” yani “Musahip” olmalarını konu eden bir romandır. Merkezinde “Musahip Cemi”nin yer aldığı kitap, "Yol Kardeşi" olan iki ailenin iki çocuğunun; Melek ile Mazlum adlı iki gencin hüzünlü aşkları etrafında şekillenmektedir. Anadolu'nun bir yöresinde geçen olayı sade ve akıcı bir dille anlatan yazar, bir bakıma Alevilik kültürünü ve felsefesini edebiyat diliyle okurlara sunmaktadır. Keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.
    • YENİ KİTAP... Evrenin Sonsuzluğunda BRUNO
    • ...Şimdi ondan ne suç ortaklarının isimlerini isteyen vardı, ne de dava arkadaşlarını satmasını talep eden. Ondan isteneni yapsa bile kimsenin zindana atılacağı yoktu. Kimseye ihanet etmeyecekti sonuçta. Peki fikirlerine ihanet edecek miydi? Yıllarca öğrettiği ve ateşli bir şekilde savunduğu fikirlerine?
      Ayağa kalktı. Kararlı ve heybetli bir duruşla, yargıçların yüzüne haykırmaya başladı: “Bana okuduğunuz bu hüküm, benden çok sizleri korkutmaktadır!”
      Uzaya giden yol ateşten geçiyordu...
    • YENİ KİTAP... Matematik Dehası PASCAL
    • Pascal’ın babası matematikle uğraşmayı ve evinde matematikçileri toplamayı severdi. Ancak, oğlunun çalışmaları için bir plan yaptığında, oğlu Latince’yi iyice benimseyene kadar matematiği bir kenara koymaya karar verdi. Blaise’in merakını bilen babası tüm matematik çalışmalarını ondan dikkatlice saklar ve hiçbir zaman onun yanında arkadaşlarıyla matematikle ilgili konuşma yapmazdı. Çocuk matematik öğrenmek istediğini söylediğinde, babası matematiği ona gelecekte öğreteceğini vaat etmişti.
    • Alman Felsefesinin Kurucusu KANT ...hazırlanıyor!
    • ... Green’e giden Kant, onu kanepede uyurken bulurdu; kendisi de diğer kanepeye uzanıp uyurdu. Daha sonra banka müdürü Ruffman gelir, o da uzanıp horlamaya başlardı. Belirlenen saatte tüccar Motherby gelir ve üçünü uyandırırdı; o zaman tam olarak akşam saat yediye kadar süren en öğretici sohbetler başlardı. Muhataplar o kadar dakikti ki, mahalle sakinleri için saat görevi görürlerdi. Şöyle sözler sık sık söyleniyordu: “Henüz saat yedi olmadı, çünkü daha Profesör Kant, Green’den çıkmadı.”.
    • Çağının Ötesinde Bir Dahi TESLA
    • Sıradışı geniş ve açık bir alın, karakteristik, ince hatlı zarif bir burun, çökük yanaklar, yarım bir tebessümle donakalmış ince dudaklar, bakışlarıyla insanın ruhuna işleyen yorgun ve hüzünlü o harika mavi gözler... Seksen yedi yaşındaki ihtiyarın yüzünün tüm çizgilerinde, canını kurtarmak için değil, sadece insanlık yararına bir şeyler yapabilmek uğruna, en azından biraz daha zaman kazanabilmek için ölüme ısrarla direnen ifadesi kazınmıştı. (...)
    • Doğu'nun Sönmeyen Yıldızı HAYYAM
    • ...tarih, insanoğlunun faaliyet gösterdiği her alana yeteneği olan pek çok dâhiye tanıklık etmiştir.Onlar tüm insanlığın gerçek süsü, en büyük serveti ve hazinesidir. Ömer Hayyam’ın da onlardan biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Kesinlikle evet. Hemen aklımıza ikinci bir soru geliyor: Bu yeteneklerden hangisi daha çok göze çarpar? Adını ölümsüz kılan asıl şey nedir? Acaba Hayyam'ın hangi yeteneğini ilk sıraya ...
    • yeni kitap... Elektriğin Newton'u AMPERE
    • Daha çocuk yaşlarındayken babasının giyotinle öldürülmesinin sarsıntısıyla ruhsal bunalıma giren ve neredeyse bitkisel hayattan bir yılda çıkan, sonra da adını buluşlarıyla bilim tarihine yazdıran; ama sahip olduğu muhteşem zeka kadar da özel hayatında mutsuz olan bu büyük insanın acıklı yaşamöyküsü.
    • TÜRKİYE'DE BİR İLK...
      Tolstoy'un bilinmeyen eseri ilk kez Türkçe yayınlandı.
    • Rusya’da ilk kez 1886’da yayınlanan ama hem Çarlık Rusyası, hem de Sovyet Rusya’nın sansürü nedeniyle bilinmeyen bu kitap Türkiye’de ilk kez yayınlanmaktadır. “Yunan Öğretmen SOKRATES” kendi zamanını aşan, tüm zamanlar için geçerliliği olan bir eserdir. Yaşamlarının anlamını ve amacını merak edenler, bu kitapta kendileri için çok yeni, beklenmedik ve aradıkları doğru cevapları bulacaklardır. Bu kitap her yaş ve meslekteki insanın ilgisini çekecek bir kitaptır.
    • 8 Şubat 1828 yılında doğan JULES VERNE 191 yaşında...
    • Yazdıkları kadar biyografisi de sırlarla dolu olan Jules Verne, kendi geleceği hakkında bile hiçbir tahminde bulunmazken nasıl olmuştu da insanoğlunun yüz yıl sonra gerçekleştirdiği teknolojileri önceden hayal edip yazabilmişti? O, bilim ve teknolojiye yol gösteren bir peygamber miydi? Bilim ve teknolojide meydana gelecek gelişmeler sadece ona mı gözükmekteydi?
    • Modern Romanın Babası CERVANTES
    • “Hayatımda, kader çarkının zirvesine çıkmayı başarabildiğim tek bir gün bile olmadı. Ben ona tırmanmaya başlar başlamaz o durdu.”
      Hayat yolunun sonuna yaklaşırken Cervantes, bu üzücü sonucu çıkarmıştı. Bir taraftan etrafını kuşatmış hayat şartlarında fikirlerinin zaferi için, diğer taraftan da sonsuz maddi gereksinimleri olan kişisel varoluşu için sürdürdüğü ikili mücadelede yorgun düştü; ama yenilmedi.
    • Charles DICKENS 207 yaşında...
    • Romanlarında yoksulları, emekçileri, sağlıksız evleri, barakaları anlatan; kendi de çocuk yaşta işçi olarak çalışmış biri olarak özellikle çocukların yaşadığı zorlukları, çocuk emeği sömürüsünü, kimsesiz çocukları, güçlü bir anlatımla dile getiren; anlatımı yalın, süssüz, ancak gerçekçi ve etkileyici olan ve “... İçinde yaşanılan dönemi tüm pislikleriyle anlatan gerçekçi yazar” Charles DICKENS 7 Şubat'ta 207 yaşına girdi. Eserleriyle yaşayan DICKENS'in ilginç biyografisi bu kitapta.
    • Meksika Halk Kahramanı PANCHO VİLLA
      Çıktı...
    • "O günlerden daha kötüsünü hatırlamıyorum” diyecekti sonrasında Villa, “Allah, düşmanımın başına bile vermesin. En çok da yaralı ve bitap düşmüş askerlerimin can vermiş olması, benim onlara hiçbir şekilde yardım edememiş olmam beni mahvetti. Onca yıl komutam altında korkusuzca mücadele veren kardeşlerimin birbiri ardına düştüklerini ve arkalarında kanlarını bıraktıklarını gördükçe boşuna mı verdik bu kurbanları, halk bir gün büsbütün toprak ağalarına ve para babalarına karşı galip gelebilir mi
    • "BU KİTABI NEDEN YAZDIM?
    • Böyle bir sorunun cevabının daha ilk cümlesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün insan olarak, teşkilâtçı olarak, ihtilalci olarak, barışçı olarak sıfatlarından bahsetmek gerekir ki, bu büyük adamın hatırasına kalbinin en samimi köşesini ayıran Türk okuyucusuna bunları anlatmak beni biraz güç duruma düşürüyor. PARAŞKEV PARUŞEV"
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam31
Toplam Ziyaret84065
videolar

ANASAYFA


     DARA DURMAK
Melek ile Mazlum'un Öyküsü

   
Ürün Kodu : 978-975-6391-85-3
Üretici : ETKİN YAYINEVİ
Etiket Fiyatı : 60 TL (KDV Hariç)
Ürün Özellikleri
Bu kitap, iki Alevi ailenin “Yol Kardeşi” yani “Musahip” olmalarını konu eden bir romandır. Melek ile Mazlum'un hüzünlü aşkları etrafında gelişen öykü
        Detaylar
 
 
Detaylar

ÖNSÖZ

 İki bin yılına yeni girmiştik. TRT Ankara Televizyonu Belgesel Programlar Müdürlüğü’nde Yapımcı-Yönetmen olarak çalışıyordum. “İnançların Kavşağında Anadolu İnsanı” adlı dört bölümlük bir belgesel yapmayı amaçlamıştım. Belgesellerimde, daha önce değinilmemiş konuları işlemeyi yeğlediğim için, ilk işim arşivi taramak oldu.

Uzun uğraşılarım sonunda, daha önce ekrana getirilmemiş olan, dört konu belirlemiştim. Bunlardan biri, “Dayanışma ve yardımlaşma” konusunda, insanımızın geliştirdiği örf ve adetlerden, belki de ilk kez duyacağınız “Musahiplik” geleneğiydi. Diğer bir adıyla, “Yol Kardeşliği” de denilen, evli iki Alevi çiftin inançları gereği ömür boyu birbirleri ile dayanışma ve yardımlaşma konusunda anlaşmalarıydı.

Yaklaşık, on iki milyon civarında olan Alevi vatandaşımızın uyguladıkları bu töreye göre; evli olan her çift, kendine ömür boyu sürecek bir “Kardeş Aile” seçmek zorundadır. Biyolojik kardeşten de daha ileri gördükleri bu kardeşlik, ailelerin birbirini yakinen tanıyıp, kendi aralarında anlaştıktan sonra, bir kurban alarak, dinsel büyükleri olan “Dede’ye” gidip, kararlarını açıklamalarıyla başlar ve görevli on iki İmam, Canlar ve Bacıların huzurunda düzenlenen bir “Cem Töreni” ile gerçekleşmiş olur.

Yardımlaşma/dayanışma üzerine kurulu “Musahip” cem töreni, tam da istediğim gibi, çekirdeğinde inanç olan bir belgesel konusuydu. Adını “Can Kardeşi” olarak koyduğum, yirmi beş dakikalık belgesel önerimi hazırlayıp, yönetime sundum. Kabul edildikten sonra da kolları sıvadım. Üç ay süren araştırmalarım sonunda “Musahip Cemini” Çorum İlimizin Alaca ilçesine bağlı Büyükkeşlik Köyü’nde çekmeye karar verdim. Köy muhtarıyla yaptığım telefon konuşmaları sırasında, Kasım ayında bir törenin yapılacağını öğrendim.

Yörede, genellikle bu tür törenler, kış aylarında yapılıyordu. Bu benim için de uygun bir zamandı. Tüm hazırlıklarımı eksiksiz yapabilecektim. Zaman kaybetmeden Büyükkeşlik’e, halk arasında “Nesimi Keşlik” de denilen köye gidip, mekân araştırması ve diğer incelemelerimi yaptım.

Amacım, hiçbir yönlendirme olmadan töreni olduğu gibi otantik olarak çekmekti. Tek sorun vardı; köy halkı genellikle Ankara ve Çorum’a yerleşmiş, köyde parmakla sayılacak kadar aile kalmıştı. Muhtardan, musahip aile adaylarının Çorum’daki adreslerini, Ankara ve Çorum’a yerleşen köy halkına ulaşabileceğim telefonları ve köyün Dede’sinin telefonunu edindim.

Bundan sonraki işim, önce aday aileleri arayıp, yüz yüze görüşerek törenlerini çekmek için onay almak, Dede’yi böyle bir çekime ikna etmek ve de iki şehre dağılmış olan, köy halkını toplayıp, çekime getirmek için çabalamak oldu. Kolay bir iş değildi. Belgesele katılacak olan insanlar kendilerine özgü törenleriyle, Türkiye’de ilk kez TRT ekranlarında yer alarak, milyonlarca izleyenin karşısına çıkacaklardı. Bu nedenle de genellikle teklifime çekinser kalıyorlardı. 

Nihayet, altı ay süren yıpratıcı, zor bir süreçten sonra, Çorum-DER Başkanı Cemal Emir’i ve sözü geçen diğer insanları bulup araya sokarak, Dede’yi, aileleri ve ceme katılacak cemaati cem törenine katılmaları için ikna ettim. Bir taraftan da Programa danışmanlık yapacak olan, DTCF Sosyal Antropoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürbüz Erginer (Nur içinde yatsın), o günkü unvanlarıyla Doç. Dr. M. Muhtar Kutlu, Dr. Abdürrahim Özmen’den oluşan program danışmanlarımla sık sık toplantı yapıyor, benim de ilk kez yaşayıp göreceğim tören hakkında bilgiler alıyordum.

Nihayet, çekim günü gelmişti. Sabah erkenden, program danışmanlarımı, yedi kişiden oluşan çekim ekibimi ve Ankara’da yaşayan iki otobüs dolusu Büyükkeşlik Köylü halkı alarak yola çıktık. Çorum’dan gelen bir otobüs dolusu köylü ile öğleden sonra Büyükkeşlik Cemevi’nin bahçesinde buluştuk. Nihayet, töreni idare edecek olan Dede (Pir/Mürşit), törende görevli olan on iki İmam ve yerleşik köy halkının da bize katılmasıyla, akşamüstü on yedi sularında çekime başladık.

Çekim, ertesi sabah saat beşe kadar sürmüş, gün ağarırken cem evinden çıkmıştık. Belgeselci olarak, bir ilki başarmanın mutluluğunu yaşıyordum…

Doç. Dr. Muhtar Kutlu hocamın dediği gibi:

“Kendi dünyalarımızdan çıkıp,

Önyargılarımızdan sıyrılarak,

Farklı kültürleri tanımak, anlamak;

Belki yalnızlıklarımızın sonu,

Belki de kendimizi keşfetmenin bir yolu idi.

 

Bu belgeselle bunu denedik.

Biz sustuk, onlar konuştular.

Bu kez yaşamlarına aynayı biz tutmadık.

Aynayı tutan da kendileriydi,

O aynadan yansıyan da...

 

Kendi öykülerini kendileri anlattılar.”

 

Benim öncelikli amacım, yurdumun güzel insanlarının, bu güzel töresini duymayanlara duyurmaktı. Ancak, bu törenin öyküsünü zevkle okuyabilmeniz için, Melek ve Mazlum’un hüzünlü aşk öyküleriyle süslemek istedim.

 

Sevgilerimle…

Korkmaz GÖÇMEN








Değerli Canlar,

İnsanlığı ırmağa, kültürleri pınarlara, biz insanları da bu pınarları oluşturan su damlalarına benzetebiliriz.

Anadolu’da akan ve insanlık tarihi ile eş olan Alevi-Bektaşi inanç pınarı ise bu pınarların en özel olanıdır. Yani “SERÇEŞME”dir.

Binlerce yıl Asya, Ortadoğu ve Anadolu inanç kaynaklarının bir araya gelmesi ile oluşan Alevi-Bektaşi inanç pınarı yaradılış, varoluş ve ibadet yapma biçimi ve her hali ile kendine özel, içtikçe “cana can” katan, benzersiz bir inanç (pınarı) yoludur.

Bu yolda kadın erkek, canlı cansız, bitki hayvan, zengin fakir, efendi köle vb gibi ayrım ve ayrıcalıklar yoktur. Herkes ve her şey aynı kıymette ve “BİR”dir. Yani “CAN”dır ve her can birbirinden sorumludur.

Sevgili Canlar, bu yol “RIZA” üzerine kuruludur. Rıza alınmadan hiçbir iş yapılamadığı gibi ibadet de yapılamaz.

Yine biliriz ki Can olmak ve rıza alıp vermek için eline, beline, diline sahip olmak gerekir. Bu temel yoldan sapan “YOL” düşkünü olur. O halde Can olmak için “DÜŞKÜN” olmamak gerekir. İşte bu kitabın konusu olan “MÜSAHİP” ya da “YOL KARDEŞİ” olmak için de düşkün olmamak en temel şarttır.

Anadolu’da bir bölgede yaşanan, iki ailenin yol kardeşliği olayından hareketle iki gencin sevgisini konu alan bu kitabı keyifle okurken Alevi-Bektaşi yolunun, ritüel ve felsefesinin de edebiyat diliyle anlatımına tanık olacaksınız.

Son yıllarda ülkemizde edebiyat ya da bilim alanında Alevi Bektaşi kültürü ve diğer sosyolojiler üzerine çalışmaların yoğunlaştığını görmek, özgür ve mutlu bir ülkede yaşama umudumuzu daha da artırıyor.

Bu gerçekten hareketle Korkmaz Göçmen gibi cesur yazarlarımızın maddi ve manevi olarak desteklenmesinin, kültürümüzün gelişmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için yaşamsal önem taşıdığına inanmaktayım. Özellikle iş insanlarımızın sektörlerine yaptıkları yatırımlarının çok az bir kısmını da kültürel çalışmalara aktarmalarını canı gönülden arz ve niyaz ediyorum. Bizler biliyoruz ki sadece parasal yatırım, ulus olmak ve ayakta kalmak için yeterli değildir. Ulusu, diğer uluslara göre ayakta tutan, öncü yapan, kültürel gelişmişliğidir.

Yukarıda çok kısa olarak anlatmaya çalıştığım gerekçeler ile bu kitabın sizlere ulaşması sürecinde, matbaadaki işçiden yazarına kadar herkese, ama en çok da bu kitabı okuyan sizlere sonsuz teşekkürler ediyorum.

 

ÖĞÜTLER

Dostlarım, kardeşlerim, canlarım

Kaldırın başlarınızı       

Suçlular gibi yüzümüz yerde

Özümüz darda durup dururuz

Kaldırın başlarınızı yukarı

Bize göz verildi, gözleyin diye

Dil verildi, söyleyin diye

Kulak verildi, dinleyin diye

El, gövdede kaşınan yeri bilir

Dert bizde, derman ellerimizdedir


Ararsan bulursun
Verirsen, alırsın
İnanmazsan, gelir görürsün.

                        (Ruhi Su)

 

Hızır yardımcınız,
Gerçekler yoldaşınız olsun…
Saygı ve sevgilerimle…
 
                                                                                                                             Naki DEMİR
 
 
YAZAR, ÇEVİRMEN VEYA BAYİ OLARAK
BİZİMLE ÇALIŞMAK İSTER MİSİNİZ?